Maden Dünyası programında açıklamalarda bulunan Altın Madencileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve TÜMAD Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. Genel Müdürü Hasan Yücel, Türkiye'nin yıllık altın üretiminin yalnızca 35 ton civarında olduğunu belirterek, bu potansiyelin çok daha yüksek olduğunu vurguladı. Yücel, Türkiye’nin altın üretiminin mevcut potansiyelinin sadece %1’ine denk geldiğini ve bu alanda ciddi bir üretim kapasitesine ulaşılabileceğini aktarırken “Sürdürülebilir bir gelecek için buna ihtiyacınız var” dedi.
Altın Madencileri Derneği Başkanı Hasan Yücel, Türkiye’nin altın üretim kapasitesinin artırılmasının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda çevresel sürdürülebilirlik açısından da önemli olduğunun altını çizdi.
“Yıllık altın üretimi potansiyelin yüzde 1’i bile değil”
Hasan Yücel, Türkiye’nin altın üretiminin hala çok gerilerde kaldığını ifade ederken sürdürülebilir bir gelecek için bu doğal kaynakların önemine de dikkat çekerek, “Türkiye potansiyelle ilgili tam kapasiteli üretim yapamıyor. Türkiye'nin yıllık altın üretimi yüzde 35 ton civarında bu potansiyelin yüzde 1'i bile değil. Maalesef kamuoyu algısıyla madenciliğin itibarsızlaştırılması ve bunlarla ilgili adımların atılamaması Türkiye'nin bu dışa bağımlılık meselesini arttırıyor. Türkiye'nin aşağılara bakıp bu potansiyelini açığa çıkarmamız lazım ortalama baktığınızda Türkiye’nin biz 50 ile 100 metre aşağısını tam olarak bilmiyoruz. Bununla ilgili arama yapmak lazım, yeni teknolojileri kullanıp bu potansiyeli açığa çıkarmak lazım. Dünyanın hiçbir ülkesi bundan vazgeçmiyor. Çünkü yeni teknolojiler için de tekrar bu madenlere bu kaynaklara ihtiyacınız var. Sürdürülebilir bir gelecek için de buna ihtiyacınız var” dedi.
“Gelişmiş ülkelerin yaptığı gibi bir düzeye gelemiyoruz”
Yücel, Türkiye’nin potansiyelini tam olarak değerlendirebilmesi için tüm paydaşlarla koordineli bir şekilde hareket edilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Yücel; “Madeni üretmek böyle herkesin bir anda planladığı bir bölgede, bir sanayi bölgesinde bunu yapma şansınız yok. İşte yolları değiştirebilirsiniz, konut alanlarını planlayabilirsiniz. Madenler sonuçta jeolojik olarak bulunduğu yerde üretilmek durumunda. O nedenle de birçok paydaşla karşı karşıyasınız. Mülkiyet açısından, kültürel varlıklar açısından, yaşam alanları açısından, su kaynakları açısından, ürettiğiniz madenlerin atıkları açısından birçok paydaş var. Bu da birçok kurumla muhatap olmanızı sağlıyor. Ülkemizde bu işte gelişmiş ülkelerin yaptığı gibi bir düzeye bir türlü gelemiyoruz” diye konuştu.
“Çevreyle madenciliğin birbiriyle zıt şeyler olmadığını anlamamız mümkün”
Türkiye’de madenciliğin çevre ile uyumsuz olduğu algısının yanlış olduğunu belirten Yücel “Çevreyle, doğayla madenciliğin birbiriyle zıt şeyler olmadığını anlamamız mümkün. Madenin bulunduğu yerde üretiliyor ama madeni tekrar rehabilite etme şansınız var. Sosyal olarak orayı çok iyi yönetip, atık yönetimini, su yönetimini, diğer parametreleri iyi yönettiğiniz… Bu bir açık ameliyat gibi. Ameliyat sonrası çok iyi kapatırsanız, orayı çok iyi rehabilite ederseniz o algıyı ortadan kaldırabilirsiniz. Mesela eşi zamanlı rehabilitasyon yapan, ağaç diken, eski haline getirmeye çalışan şirketler var. Bu artık üretimin kırmızı çizgisi. Gittiğiniz bölgede bir yerleşim alanı olabiliyor. Orada geçim kaynakları olabiliyor, mülkiyet sorunları olabiliyor… O boyutları da göz ardı etmeden bu işi yapmamız lazım.” ifadelerini kullandı.
Yorumlar
Kalan Karakter: